Kısa bir değerlendirme:
Gregg Araki, cinsel özgürlük üzerine kışkırtıcı bir film çekmeye çalışmış. Ortaya çıkan ise Olivia Wilde‘ın güzelliği sayesinde tahammül edilebilen, yorucu bir gösterişten ibaret. Film, cinsel özgürlüğün ardındaki iktidar ilişkilerini sorgulamak isterken, eleştirdiği gösterişin büyüsüne kendisi kapılıyor.
Daha ayrıntılı değerlendirme:
Araki’nin sinemasındaki mesele, cinsel özgürlük ile güç ilişkileri arasındaki gerilim. I Want Your Sex için de bence tartışmaya değer nokta bu: Arzu, insanı özgürleştiren bir güç mü, yoksa başkası üzerinde tahakküm kurmanın bir aracına mı dönüşüyor?
Provokatif olmak ile provokasyonu bir anlatım aracına dönüştürmek aynı şey değil. Araki’nin sinemasında aşırılık, cinsellik ve grotesk mizah zaten yabancı olduğumuz unsurlar değil. Fakat bunların varlığı tek başına bir filmi cesur veya özgün kılmıyor. Çünkü bir film seyirciye sürekli ne kadar çılgın, kuralsız ve umursamaz olduğunu göstermeye çalıştığında, zamanla tam tersine, fazlasıyla hesaplanmış ve yapay görünmeye başlayabiliyor. Erotizm için de benzer bir sorun söz konusu. Cinsellik karakterlerin psikolojisini, aralarındaki iktidar ilişkilerini veya hikâyenin çatışmasını derinleştirmiyorsa, bir noktadan sonra yalnızca gösteriye dönüşüyor.
Filmin temel karakteri olan Erika (Olivia Wilde) üzerinden üç türlü okuma yapılabilir:
1. Sanat dünyasının dokunulmaz figürü
Erika, sanatçı kimliğini neredeyse her davranışının meşruiyet kaynağı olarak kullanıyor. Sınırları ihlal etmek onun gözünde yaratıcılığın ve özgürlüğün göstergesi. Burada Andy Warhol’un çevresinde oluşan sanatçı kültünü hatırlamak mümkün. Sanatçının kişiliği, ürettiği eserin bile önüne geçebiliyor.
2. Özgürlük söylemi altında tahakküm
Bence Erika’nın en ilginç çelişkisi burada. Sürekli özgürlükten, tabuların yıkılmasından söz ediyor ama Elliot ile ilişkisinde son derece buyurgan. Kendi özgürlüğünü savunurken karşısındakinin bağımsızlığını pek önemsemiyor.
3. Kendi yarattığı kişiliğin esiri olmak
Erika sürekli kışkırtıcı, cüretkâr, güçlü ve şaşırtıcı olmak zorunda. Sanki sıradan bir insan gibi davranırsa bütün karizması çökecek. Bir karakterin bilinçli olarak abartılması, onun sinemasal açıdan başarılı olduğu anlamına gelmiyor. Erika’nın gösterişinin ardındaki kırılganlığı, korkuyu veya yalnızlığı yeterince hissedemiyorsak geriye yalnızca bir karikatür kalıyor.
Araki karakterlerine psikolojik derinlik kazandırmakla pek ilgilenmiyor; ama onların yüzeyselliğini anlamlı bir sinemasal tercihe dönüştürmeyi de başaramıyor. Sürekli aşırılık sergileyen bir karakter, sonunda aşırılığını da sıradanlaştırıyor.
Film, eleştirdiği gösteriş kültürünün kendisine dönüşüyor. Sanat dünyasının yapaylığını, narsisizmini ve sınır tanımazlığını teşhir etmeye çalışırken aynı yapaylığı ve narsisizmi yeniden üretiyor.

isterseniz film hakkındaki düşüncelerinizi yazabilirsiniz